بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Sual: Kur’an’ı Anlamak İçin Sadece Risale-i Nur Okunabilir Mi?
Cevap: Risale-i Nur, Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın imana taalluk eden âyetlerini tefsir etmiştir. Ayetlerin mânâlarını alıp mevzuya göre izah etmiş, şerh etmiştir.
Tefsir denildiğinde örfî mânâsıyla tefsir anlaşılır. Yani Kur’ân’ın lafzen —Fâtiha’dan başlayıp sırayla, tertîb üzere tâ Nâs sûresine kadar— metin üzerinden izah edilmesidir. Her âyeti sırasıyla, lafzıyla beraber açıklamaktır. Bu, örfî mânâda tefsirdir.
Bir de mânevî tefsir dediğimiz, yani mânâ itibariyle tefsir vardır. Müfessir bir mânâyı alır. Meselâ Allah’tan korkmak, takvâ… Takvâya dair birçok âyet vardır. Müfessir o mânâya bakan âyetleri bir araya getirir, toplar. Bu lafzın tertîbine göre değildir, o mânâya bakan âyetleri bir araya getirmektir. Bu da bir tefsir çeşididir. Kim bunun tefsir olduğunu inkâr etse, bir şey bilmiyordur. Çünkü neticede bu da âyetleri izah etmektir.
Bazen o mânâyı anlatırken, her âyeti doğrudan doğruya, lafzen makam gereği göstermeyebilir. Çünkü;
“لِكُلِّ مَقَامٍ مَقَالٌ”
“Her makamın bir sözü vardır.”
Bazen bir konuyu anlatırken âyetten alır, hadîsten alır, Risale-i Nur’dan alır; bir cümle söyler ama başka yerde geçen aynı orijinal cümleyi nakletmeyebilir.
Çünkü o makam onu kaldırmaz. O insicâmı bozmamak için, o mânâyı o kalıbın içine yerleştirir. İşte onun gibi, Risale-i Nur mânevî tefsir kabilindendir.
Yalnızca Risale-i Nur değil; İmâm-ı Rabbânî’nin, İmâm-ı Gazâlî’nin, Gavs-ı Geylânî’nin ve diğer eimme-i İslâm’ın eserleri de mânevî tefsirlerdir.
Ne zaman ki biz tefsiri sadece lafza münhasır sayıp, diğerlerini tefsirden saymaz olduk, işte o zaman nazarlar Kur’ân’dan başka yerlere dönmeye başladı.
Kur’ân’dan çıkan her şey, Kur’ân’ın tefsiridir. Sureten olması, örfî tertîbe göre gitmesi gerekmez. O ayrı bir konudur. O, lafzî tefsirdir. Fâtiha’dan başlayıp en-Nâs’a kadar sırayla gitmek örfî manadaki tefsirdir.
Üstad Bediüzzaman haşir meselesini ispat için -mesele “Makam-ı Haşr” olunca, bu sefer o kelâmın düzenini sağlamak için- haşirle ilgili âyetleri getirip süzmüştür. O âyetlerden bir üslûp içerisinde istifade ederek, haşri anlatıp, âyetleri izah etmiştir. Kendisi de diyor ki:
“Bir mesele-i imaniye hatıra geldiğinde, iki yüz âyet imdadıma geliyordu. Kur’ân’ın üçte biri haşirdir.”
Yani o haşirle ilgili âyetleri süzüp getirir, onları orada ifade eder. Bazen bir meselenin başına bir âyet koyar, bazen metin içinde gelir, bazen de bir-iki âyetle temas kurar. Lâkin o ana gövdeyi oluşturan, yön veren şey âyettir.
Kur’ân’ın her bir âyeti diğer âyetlerini tefsir eder. Bir âyeti esas yapar, onu tefsir ederken diğer âyetlerden istimdat ederek, onları getirerek izah eder. Kur’an’ın en büyük müfessiri yine Kur’ân’dır.
Risale-i Nur’da bir konunun başına bir âyet yazıldığında, o âyet ana esas olur. Ayet esas alınarak yapılan izah ise, diğer pek çok âyetlerden ve hadislerden süzülerek yapılan bir açıklamadır. Bu, bir tefsirdir.
Risale-i Nur’u bu şekilde okuyan bir insan —Kur’ân’ı hiç bilmese, Kur’ân’a aşina olmasa bile— oradan istifade eder. Çünkü Üstad, herkesin istifadesini gözeterek yazmıştır.
Avamdan biri, hiçbir şey bilmese bile der ki: “Bu zât bunu Kur’ân’dan almış, izah etmiş; bu bir âlimdir.” Okur, yine istifade eder. Bu da bir istifadedir.
Lâkin kişi âyetleri öğrenmeye başlarsa, hadisleri bilmeye başlarsa, o zaman Risale-i Nur’daki istifadeleri ziyadeleşir. Bediüzzaman, bu mânâyı diğer âyetlerden nasıl almış, nasıl bir araya getirmiş o zaman daha derin bir şekilde idrak eder.
Üstad’ın vaziyetini iyi anlamak lâzımdır. Öyle bir asırda geldi ki, İslâm’ın ve Kur’ân’ın etrafındaki bütün surlar yıkılmıştı. Âlim yok, medreseler kapanmış, tasavvufun hakikî erbabı kalmamış, tekkeler kapatılmış.
Bin senelik İslâm aleyhinde biriken fikirler, cereyanlar, ideolojiler birden Âlem-i İslâm’ın içine hücum etmiş. Öyle bir zamanda, doğrudan doğruya insanların imanına taarruz eden bir fitne zuhur etmiş.
Her dönemin kendine mahsus bir fitnesi vardır. Şuayb aleyhisselâm’ın zamanında ölçü ve tartıda adaletsizlik vardı. Lût aleyhisselâm’ın zamanında başka pislikler, başka ahlâkî sefahatler vardı.
Bu asırda ise bütün fitneler birden girmiştir. Ve hiçbir tarihte görülmemiş şekilde taarruz îmânın bizzat kendisine olmuştur. Bu asrın fitnesi, imanın kalbine yönelmiş bir hücumdur.
Üstad Hazretleri, böyle bir zamanda ortaya çıkmıştır. Ortada bir hasta var; acilen ameliyata alınması gereken bir hasta… Hemen müdahale edilmesi gereken bir hâl…
Peki ne yapılmalı?
Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın bütün âyetlerini tek tek, sırayla, tertip üzere tefsir etmek mi? Hayır!
Risale-i Nur’da farklı bir usûl var: Felsefenin bulaşıklığından temizlenmiş bir sûrette, ilk asırlardaki gibi safî Kur’ânî üsluplarla Kur’ân’ı tefsir etmek.
O felsefe bulaşıklığı, Âlem-i İslâm’a bin senedir sirayet etmiş. Üstad Hazretleri, bu bulaşıklığı temizleyerek, safî bir surette Kur’ân’a nazarları çeviriyor; îcazlı, Kur’ânî üsluplarla Kur’ân’ı tefsir ediyor.
Ancak bu zât sürgünde, medresesi yok, açık şekilde ders veremiyor, talebe yetiştiremiyor. Dolayısıyla bazılarının bugün arzu ettiği gibi, “herkesin göreceği şekilde, doğrudan Kur’ân’dan nasıl çıktığını gösteren bir tefsir” şeklinde bir kitap yazmak, onun o şartlarda mümkün değildir. Zaten bu, ancak büyük bir ulemâ heyetinin, uzun senelerce yapabileceği bir iştir.
Ama öte yandan, ortada hasta var! İmanlar sarsılmış, derhal takviye edilip muhafaza edilmesi gerekiyor.
İşte Üstad Hazretleri, o Kur’ânî üsluplarla mânâyı alıyor, âcil müdahale ederek, derhâl tesir edecek bir şekilde imanı muhafaza edecek tarzda veriyor. Yani bu eserler, derhâl etki edecek mânevî ilaçlar gibidir.
Biz de bu Risale-i Nur’da bir “kuvve” olarak bulunan mânâyı anlatıyoruz. Risale-i Nur, Kur’ân-ı Azîmüşşân’dan süzülmüş, onun mânevî îcâzını gösteren bir eserdir. Bu sebeple herkesin bu eserlere ihtiyacı vardır. Her tarafa yayılması, bilhassa medreselerde bu Kur’ânî üslubun iyi yakalanıp ona göre derslerin verilmesi elzemdir.
Ama unutmayın, bu bir “kuvve” hâlindedir; yani içindeki mânâları açmak, inkişaf ettirmek emek ister, gayret ister, tedebbür ister.
Onun ortaya çıkıp bilfiil görünmesi, herkesin gözünün önünde açığa çıkması, uzun çalışmalarla ulemanın yapacağı bir iştir.
Elbette hizmet devam ediyor, Kur’ân’a hizmet sürüyor. Bunlar da inşâallah olacaktır. Ama biz bunu Risale-i Nur’da açık ve tafsilatlı şekilde göremiyoruz. Çünkü o zaman, zemin buna müsait değildi.
Demek ki Allah Teâlâ, bu inkişafı istikbalde başka kimselere, başka çalışmalara nasip edecek. Herkes bu niyetle çalışsın, gayret etsin, elinden ne geliyorsa onu yapsın.
Fakat burada anlatmak istediğim şudur:
Biri bunu açık şekilde göremiyorsa, bu onun bilmemesindendir; inkâr etmesin. Bu mânâlar Kur’ân-ı Azîmüşşân’a aittir, mâna cihetiyle Kur’ân’dan çıkmıştır, bunu derslerde göstermeye çalışıyoruz.
ÖZET:
1. Risale-i Nur, mânevî tefsirdir: Kur’ân âyetlerini lafzen değil, mânâ itibariyle tefsir eder; yani bir konuya dair birçok âyeti süzüp bir araya getirerek izah eder. Bu, klasik tertipli tefsirden farklı ama tefsir sayılan bir yoldur.
2. Kur’ân’dan süzülen mânâlarla yazılmıştır: Üstad Bediüzzaman, bir iman meselesine dair yüzlerce âyetten istifade ederek, Kur’ânî üslûpla meseleyi ortaya koymuştur. Bu da Kur’ân’ın mânâ yönünden tefsiridir.
3. Herkes istifade edebilir: Kur’ân’ı doğrudan bilmeyen biri bile Risale-i Nur’dan fayda görebilir. Ancak âyet ve hadis bilgisi arttıkça istifade de derinleşir.
4. Asrın ihtiyacına özel bir metot izlenmiştir: Üstad, imana doğrudan saldırıların olduğu bir zamanda, lafzî tefsir yerine, imanı muhafaza edecek tarzda doğrudan mânâları vermiştir. Risale-i Nur bu acil müdahalenin eseridir.
5. Risale-i Nur’daki mânâlar Kur’ân’a dayanır: Her ne kadar âyetler açıkça gösterilmese de, izahlar doğrudan Kur’ân’dan alınmış, Kur’ânî bir nazarla yazılmıştır. Bu da onu Kur’ân tefsiri kılar.
6. Gelecekte inkişaf edecek bir kuvve taşır: Risale-i Nur, içinde Kur’ân’dan gelen mânâlar barındıran bir “kuvve”dir. Bu mânâlar ilim ehli tarafından tedebbürle açıldıkça daha net görülecek, Kur’ân’a hizmet artarak sürecektir.
Bu makale Soru – Cevap Derslerinin 1. Dersinden alınmıştır. Dersin Orijinal Youtube Linki: Kur’an, Hadis Ve Risale-i Nur Nasıl Okunmalıdır ? | Soru – Cevap 1. Bölüm
Soru Cevap Derslerinin Tamamı İçin







