DUYURULAR

Risale-i Nur’u Anlamak İçin Nasıl Okunmalıdır?  Risale-i Nur’a Mana-yı Harfi İle Nasıl Bakılır?

 بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Suâl: Risale-i Nur’u Anlamak İçin Nasıl Okunmalıdır? Risale-i Nur’a Mana-yı Harfi İle Nasıl Bakılır?

Cevap: Bu mesele yalnızca Risale-i Nur için değil, bütün ilimler için mühimdir. Hangi ilim olursa olsun, nasıl okunmalı, ne şekilde çalışılmalı, nelere dikkat edilmeli sorusu bir usûl meselesidir. Himmeti olan talebe, eğer usûlünü bilmezse, lüzumsuz şeylerde himmetini zayi eder. Şahsî programlar, dikkat edilecek hususlar olabilir. Fakat burada birkaç umumî kaide beyan edebiliriz:

Evvelâ: Risale-i Nur’u okurken – konuyu Risale-i Nur özelinde anlatıyorum ama bu kaideler her ilim için geçerlidir- önceki programlarımızda da defaatle söylediğimiz birinci esas şudur:

Risale-i Nur, Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’ın bir tefsiridir. Okuyan kimse evvelâ bu hakikati nefsinde hazmetmeli ve bu bakışla Risale-i Nur’a yönelmelidir. İşin en mühim sırrı budur.

Yani diyecek ki: “Bu zât, Kur’ân’da anlatılan hakikatleri, mânâları bana ders veriyor. Benim anlayacağım şekilde bana Kur’ân’ı anlatıyor. Bu, bir mânevî tefsirdir.” Kur’ân’ı öğrenmek niyetiyle bakacak. Çünkü tarz-ı nazar çok mühimdir.

Eğer kişi, “Bediüzzaman ne diyor?” diye okursa, eksik anlar. Ama dese ki: “Bediüzzaman bu sözünde kendi fikrini karıştırmamış, bana bir âyetin, birkaç âyetin sırrını beyan ediyor,” o zaman zihninde hakiki Risale-i Nur uyanır.

Meselâ, Üstad Hazretleri diyor ki:

“Ehadiyet tecellisi, kesretin nihayetinde, kesret tabakatının nihayetindeki cüz’iyatın simasında temerküz eder; işte ehadiyet orada görünür.”

Eğer sadece “Bediüzzaman böyle bir cümle söylüyor” derse, bu cümle nursuz kalır. Fakat şöyle derse:

“Bu, Kur’ân’ın bir dersidir. Kur’ân bana bu kesret tabakaları içinde, nihayetindeki cüz’iyata bakmamı ve orada esmanın temerküzünü görmemi emrediyor.”

İşte o zaman Kur’ân’ın talimiyle o cümleyi okur. O nazarla bakarsa, Risale-i Nur’dan Kur’ân’ı okumaya başlar. Meselâ, Rahmân Suresi’nde

اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰن

“Rahman, Kur’ân’ı talim etti.”

Burada Rahmân isminin bir cilvesi vardır. Sonrasında der ki: “Güneş ve ay bir hesap iledir. Nebat ve ağaçlar secde ederler.” Yukarıda semavî bir nizam, aşağıda arzî bir nizam. Sonra daha da genişletir:

وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ

“Sema’yı yükseltti, oraya mizanı koydu.”

Ve ardından:

أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ

“Mizanda taşkınlık yapmayın.”

Bu adaletin tafsilini verir, sonra döner ve der ki:

وَالْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ فِيهَا فَاكِهَةٌ

“Yeryüzünü canlılar için hazırladı. Orada meyveler vardır.”

Ve ardından:

وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْأَكْمَامِ

“Tomurcuklar taşıyan hurma ağaçları.”

وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ

“Taneler, yapraklarla sarılmış otlar ve güzel kokular taşıyanlar.”

Semâvât ve arzın külli nizamını gösterdikten sonra, o nizamın cüz’iyatına geçiyor. Hurma ağacındaki tomurcuk, o yıldızların nizamındaki sanatla aynı sanatkârın eseri. Yani o tomurcuğu yapan da, o semâyı yükseltip oraya mizânı koyan zâttır. Ehadiyet orada parlar.

Bu Kur’ân’ın üslubudur. Üstad da Kur’ân’ın bu belâgat ve tefekkür üslubunu ders verir. Yeni bir fikir ortaya koymaz; bilakis Kur’ân’ın tefekkür usulünü, belâğatini ders verir. Sen de her cümlede bunu hatırlayacaksın: “Bu Kur’ân’ın mânâsıdır.”

O zaman Risale-i Nur bir aynaya dönüşür. Aynada akseden güneşi görürsün. Risale-i Nur’a mâna-yı harfî ile bakmak budur.

Eğer sadece aynanın kendisine odaklanırsan, güneşi göremezsin. Gördüğün de hayalî olur. İşte o zaman da Üstad’ın göstermek istediği şey sana açılmaz. Bu yüzden Risale-i Nur okurken mühim olan; Üstad’ın zatına değil, gösterdiği hakikate bakmaktır.

Bu hakikatin zıddına çok misal gördüm. Kur’ân okuyor, yıllarca Risale-i Nur okumuş, ama Kur’ân âyetini duyunca, “Ben bunu anlamıyorum,” diyor. Hâlbuki Risale-i Nur Kur’ân’ı anlatıyordu. Otuz yıl çalışmışsın, Kur’ân sana açılmamışsa bir yerde yanlış yapmışsın demektir.

Mütefekkirane okumak nedir?

Risale-i Nur’u tefekkürle okumak, oradaki âyetleri görmek, o mânâları Kur’ân’a tatbik etmektir. Yoksa sadece bakmakla olmaz.

Okuyan kimse evvelâ Kur’ân’ı okuyacak. Risale-i Nur’da Kur’ân’ı görebilmen için Kur’ân’a aşina olman gerekir. Zaten her Müslüman’ın asıl işi Kur’ân okumaktır. Kaç derstir söylüyorum: Ayetleri, en azından meâlen veya muhtasar bir tefsir ile okumak şarttır. Üstad onu anlatıyor çünkü.

Her Müslüman’ın Kur’ân okuma çalışması olmalıdır. Çünkü Risale-i Nur, Kur’ân’ı anlatır. Sen Kur’ân’ı bilmezsen neyi anlattığını da tam anlayamazsın. Bir derece istifade edersin elbette, fakat ben burada kemalini anlatıyorum, Üstad’ın maksadını beyan ediyorum.

 

Bu makale Soru – Cevap Derslerinin 5. Dersinden alınmıştır. Dersin Orijinal Youtube Linki: Risale-i Nur’u Okurken Anlayabilmek İçin Yapılması Gerekenler Nelerdir ? | Soru – Cevap 5. Bölüm

Soru Cevap Derslerinin Tamamı İçin :

Bunlara da bakabilirsiniz

Risale-i Nur’daki Ayetlere Nasıl Nazar Edilmelidir?

 بِاِسْمِهِ سُبْحَانَهُ Suâl: Risale-i Nur’daki Ayetlere Nasıl Nazar Edilmelidir Cevap: Üstad, çoğu risalenin başına bir …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir