Allah yolunda feda edilen her şey bekaya mazhar olur ve Allah onu kat kat fazlasıyla ihsan eder. Böyle şerefli ve mukaddes bir dâvâda başa gelen musibetin ne zararı olabilir? Zira bu yolda isabet eden her şey, hakikatte bir şeref ve ikramdır. Diğer bir cihetten ise zafiyet göstermemek emredilmiştir. Çünkü sen Allah’ın yolundasın. Allah yolunda olan bir kimse zafiyet gösteremez. Eğer zafiyet gösterirsen, o takdirde yaptığın işin ve işlediğin cinayetin nereye vardığını iyi düşün! Bu yolda her ne isabet etse, asla bir vehn (zaaf ve gevşeklik) göstermediler. Dağ gibi sabır ve sebat üzereydiler. Nasıl ki dağa rüzgâr gelse ne olur, bomba atılsa ne olur? Yerinde sağlam ve muhkem kalır. Aynı şekilde onlar da sâbitü’l-kadem idiler, yerlerinden sarsılmazlardı.
Bu mânânın ilk yönüyle, yani Allah yolunda isabet eden şeyin dert değil, şeref oluşuyla, buna Resûlullah sav’in bir parmağının yaralandığı hâli misal verilebilir. Bir gazvede, mübârek ayak parmağı bir taşa değmiş, kanamış ve şiddetli bir sızı hissedilmişti. O hâlde Resûlullah sav şöyle hitap etmişti:
هَلْ أَنْتِ إِلَّا أُصْبُعٌ دَمِيتِ، وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ مَا لَقِيتِ؟
“Sen ancak kanamış bir parmaksın! Allah yolunda neye uğradıysan (hepsi O’nun yolunda olduğu için) önemsizdir.”
Demek ki çok acımıştı, ama buna rağmen sabırla ve ulvî bir bakışla mukabele etti. Zira küçücük bir uzuvda bile ne derece acı hissedilse, Allah yolunda olduğunda bu acı dahi bir şerefe inkılâb eder. Onun içindir ki Resûlullah’ın sav Uhud’da dişi kırıldığında, bazı âlimler bu hâli şöyle ifade eder: “O dişi şehit oldu.” Çünkü Allah yolunda senden kopan her parça da şehittir.
Zira âyet şöyle buyurur:
فَمَا وَهَنُوا لِمَا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا
“Allah yolunda başlarına gelenlere karşı ne gevşediler, ne zayıf düştüler, ne de boyun eğdiler.” (Âl-i İmrân, 3/146)
Ne düşmana karşı zayıflık gösterdiler, ne de dînî hakikatlerde ve mücadelelerinde bir gevşeklik yahut taviz gösterdiler. Onların Allah yolunda başlarına gelenlere karşı vehn göstermemesi, ciddiyetlerinin, teslimiyetlerinin ve azimlerinin bir alâmetidir. Peygamberleri katledilmiş olsa da, dostları şehit düşse de, futûr göstermediler, üzüntüye kapılıp davalarından geri durmadılar. Düşmana karşı mücadelede de en küçük bir zafiyet ya da müsamahaya rıza göstermediler. Lisanlarında da hakikatin izzetiyle konuştular, eğilmediler.
ÖZET:
- Allah Yolunda Fedakarlık: Allah yolunda harcanan her şey, kat kat artarak geri döner. Bu, şerefli ve kutsal bir davadır.
- Zafiyet Göstermeme: Allah yolunda olan kişi, zafiyet göstermemelidir. Zafiyet, yapılan işin değerini düşürür ve cinayete dönüşebilir.
- Peygamber Örneği: Hz. Muhammed (s.a.v.), Uhud Savaşı’nda parmağı yaralandığında, bunun Allah yolunda olduğunu ve şeref kazandırdığını söylemiştir. Bu, fedakarlığın önemini vurgular.
- Şehitlik Kavramı: Allah yolunda kopan bir parça bile şehit sayılır. Örneğin, Hz. Muhammed’in kırılan dişi şehit olarak nitelendirilmiştir.
- Sabır ve Metanet: Allah yolunda karşılaşılan zorluklara sabretmek ve metanetli olmak gerekir. Bu, düşmana karşı zafiyet göstermemekle mümkündür.
- Düşmana Karşı Tavır: Allah yolunda olanlar, düşmana karşı asla zafiyet göstermezler. Peygamberlerin öldürülmesi gibi durumlarda bile hüzün ve korkuya kapılmazlar.
- Ciddiyet ve Kararlılık: Allah yolunda olanlar, ciddiyetlerini bozmazlar ve her zaman kararlı bir şekilde mücadele ederler.







Selamunaleyküm. Sorum şu:
Bir WhatsApp grubumda öğretmenlere verilecek olan banka promosyon miktarının az olduğu üzerinden çok fazla konuşma dönüyor. Herkes öyle olmasada ihtiyaç sahibi olduğunu düşünüyor ve promosyonun kendine hak olduğunu söylüyor. Böyle bir grupta promosyonun caiz olmadığını söylemek üzerimize vazife mi? Resulullah’ın “….konuşması gereken konularda konuşmayıp cimrilik etmiştir.” hadisi şerifine binaen bahsettiği cimrilerden mi oluruz? Teşekkür ederim