Bütün hayvan cesetlerine, en yüksek hikmetle nefis ve ruh yerleştirilmiştir.
Canlı cesetlerin büyümesine baktığımızda, bu keyfiyet hem hayvanlar hem de nebatlar için geçerlidir. Ancak hayvanlarda, nebattan farklı olarak dikkat çeken mühim bir husus vardır: Cesede, o cesede münasip bir ruh üflenmiş; o ruhla beraber, cesedi idare eden ve iştihaları tanzim eden bir nefis de verilmiştir.
Nefis, şehvet, gadap ve benzeri hisler ile bedenin idaresini temin eden bir latifedir. Mesela bir hayvan, yeryüzünde dolaşırken, koku alma duyusuyla yiyecek seçer. Fakat her hayvan her şeyi yemez; iştihası neye meyletse onu yer, diğerini reddeder. Mesela Mayıs böceği, Mayıs ayında bazı bitkileri seçerek onlarla beslenir. Bu, ona mahsus bir iştihadır. Aynı nefis, canlıyı zarardan da korur. Mesela insan, tiksindirici bir şeyi yemekten çekinir. Başkasının ağzından çıkmış bir lokmayı yemekten tiksinir; çünkü vücut, orada hastalık yapıcı unsurlar bulunduğunu adeta bilir gibi bir ikrah duyar. Çöp içinde kalan bir şeyi yemez; fakat köpek, fıtratı ve bedeni buna uygun olduğundan, onu yiyebilir. Böylece her bedene, kendi istidadına göre bir nefis ve bir ruh verilmiştir. Ruh cesede uygun, ceset de ruha mutabıktır. Mesela bir koyunun cesedine bir aslanın ruhu verilseydi, bu fıtrî muvazene bozulurdu. Her mahlûka kendine münasip bir ruh takdir edilmiştir. Bütün bunlar, onları terbiye eden bir rububiyetin apaçık eserleri değil midir?
İnsan, bir şeyi sevip sevmediğine kendi iradesiyle karar verdiğini zanneder; hayvanlar da öyle görünür. Hâlbuki hepsi, onları yöneten bir rububiyet dairesindedir. Mesela bazı hayvanlar yerin altında yaşar; yeryüzü ışıklı ve ferah olsa da yukarı çıkmak onlara göre değildir. O hayvan bunu düşünerek değil; kendisine mahsus bir ruh, bir nefis ve o hayat tarzına münasip cihazlarla donatıldığı için yerin altında yaşar. Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve her şeyi idare eden bir Zât, arzı hayvanlara mesken yaptığı gibi, o hayvanları da bu şekilde halk etmiştir.
Hafızama en garip gelenlerden biri, yakın zamanda bir belgeselde seyrettiğim bir mahlûktur. Bu canlı, ömrünün büyük kısmını suyun içinde, çamurun arasında larva hâlinde geçirir. Hayatının son safhasında suyun yüzeyine çıkar; larva hâlindeyken vücudu değişir, kısa bir müddet içinde kanatlı, küçük bir kuş misali bir şekle bürünür. Bu hâliyle yaklaşık üç saatlik bir ömrü kalmıştır. Suyun yüzeyi, aynı anda çıkan milyonlarca bireyle dolar; hepsi çiftleşir, yeni nesil için tohumlarını bırakır ve ardından hepsi ölür. Ömürleri bu şekilde takdir edilmiştir.
Bu hayvanlar bu süreci aklen bilerek mi yapar? Yoksa onları yöneten bir rububiyet mi vardır? Üç saatlik ömürlerinde gökyüzünü dolduracak kadar çoğalır, çiftleşir ve ölürler. Burada apaçık bir idare, bir hikmet, bir rububiyet görünmez mi?
İnsan, yüksek bir yere çıktığında bedeninde bir korku hisseder. Ceset, hemen yere çekilmek ister; adeta “Burası senin yerin değil” dercesine aşağı yönelir. Bazı yapılarda camekân zeminlerde yürümekte zorlanan insan, camın orada olduğunu bilse de, vücudu boşluk varmış gibi algılar ve korkuya kapılır. Demek ki havada yaşayabilmek için de ona uygun bir ruh lazımdır. Kuşlar en yükseklerde meskûn olmaya müheyya kılınmıştır; onlara, buna uygun bir ruh verilmiştir. Maymunlar, ağaçların zirvelerinde rahatlıkla hareket eder; bu da onların ruhlarının da cesetlerine münasip olarak yaratıldığını gösterir.
Şimdi soralım: Suyun dibinde, çamurun içinde, toprağın tohumları gibi sükût eden o hayvan, nasıl olur da ömrünün sonunda kelebek misali bir sûrete bürünüp vücudunun onlarca katı yükseğe uçar? Bu hâl, Allah’ın rububiyetinin en parlak delillerinden biri değil midir? Kim ki bu tanzimi tesadüfe verir, o kördür; hakikati görmeyendir. Kur’ân, bu hakikatleri anlatır. İşiten, anlayan ve ikrar eden kimse, bu hakikati kabul eder; işitmiyor, anlamıyor ve ikrar etmiyorsa, o kimse kalben ve aklen kördür.
Özet
- Hayvanlara, bedenlerine uygun bir ruh ve nefis verilmiştir.
- Nefis, hayvanların hayatta kalmasını ve tehlikelerden kaçmasını sağlayan bir mekanizmadır.
- Her canlının fıtratı ve içgüdüleri, yaşadığı ortama ve ihtiyaçlarına uygun yaratılmıştır.
- Hayvanlar içgüdüleri doğrultusunda hareket eder, bilinçli karar vermezler; bu, ilahi bir düzenin işleyişidir.
- Su altında yıllarca yaşayan bazı böcek türleri, yaşamlarının son saatlerinde su yüzeyine çıkıp çiftleşir ve ölürler.
- Bu düzenin kendi kendine oluşması mümkün değildir; her şeyi yöneten bir irade ve rububiyet (ilahi terbiye) vardır.
- İnsan da fıtratı gereği belirli şeylerden tiksinir ya da hoşlanır, bu durum bedensel korunma mekanizmasının bir parçasıdır.
- Yüksek yerlere çıkıldığında yaşanan korku gibi duygular, insanın yapısına uygun olarak yaratılmıştır.
- Kuşların uçabilmesi, maymunların ağaçlarda yaşayabilmesi gibi özellikler onların ruhlarına ve fıtratlarına uygun şekilde düzenlenmiştir.
- Kâinattaki bu düzeni inkâr edenler, hem görme yetilerini hem de akıl ve kalplerini kapatmış kişilerdir.






