DUYURULAR

Günahın Afvı Yalnız Allah’ındır, Şeyhin Değil!

“Allah’tan başka kim affeder?”

وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللّٰهُ

ayeti kerimesinden murad olunan şudur:

O günahın cezasından seni başka hiç kimse kurtaramaz. O hâlde Allah’a karşı bir günah işlediğinde, sakın başka bir sığınağa yönelme. Seni koruyacakmış gibi görünen hiç kimseye bel bağlama.

“Falanın şefaati beni kurtarır… Şöyle yaparsam bu beni affettirir… Filan beni himâye eder…” gibi düşüncelerle kendini aldatma. Günahın affını, bağışlanmasını Allah’tan başka kimse yapamaz.

Hristiyanların, “İsa bizim günahlarımızı yüklenmiştir, çekmiştir, bizi affeder,” demeleri,

papazların, gelen insanlara “Senin günahların bağışlandı,” demesi

veya bazı ahmakların, “Falan şeyh, falan evliya sana şefaat ederse azap melekleri sana dokunmaz” gibi sözlerine güvenmelerinin hepsi bâtıl, sapkınca ve tehlikeli zanlardır.

Zîrâ insan, bir şeyden korktuğunda doğal olarak bir sığınak arar. Bir insana karşı suç işleyen, o insandan kaçar. Günah işleyen de, Allah’a karşı işlediğini bilir. Allah’ın vaîdini, azabını hatırladığında O’ndan yine O’na sığınır. Çünkü kaçılacak başka bir yer yoktur.

Allah’ı hatırlayan kul, bilir ki Allah’tan seni yine ancak Allah korur.

Allah her şeye kâdirdir. Kendinden de, azabından da korumaya kâdirdir. Azabından rahmetine kaçılır. Vaîdinden mağfiretine sığınılır.

وَالَّذ۪ينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ  ذَكَرُوا اللّٰهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ

“Bir günâh işledikleri veya nefislerine zulüm ettikleri zaman Allah’ı anarak hemen günahlarının bağışlanmasını isterler.” (Âl-i İmrân: 135)

İşte bu yüzden, günahı işlediklerinde Allah’ı hatırladılar, derhâl istiğfar ettiler. Başkasından değil Allah’tan mağfiret dilediler. Çünkü başka kimse affetmez, başka bir sığınak yoktur.

İnsan, günahını fark ettiğinde, Kur’ân’ın dersleri olmazsa, ne yapacağını bilemez. İçini rahatlatmak için nefsî teselliler arar

Şu beni korur, bu beni kurtarır” der.

Hâlbuki sana Allah’tan daha yakın kim var? O’ndan daha geniş rahmetli kim var? Ve gerçekten, hiçbir kimse Allah’tan başka mağfireti sevmez. Hiçbir kimse, kendine karşı işlenen suçu, Allah gibi affetmez.

İnsanlarda da affetmek vardır. Bir kimse sana karşı bir kusur işler, gelir pişman olur. Sen de bir merhametle, bir şefkatle affedersin. Ama yine de, tam anlamıyla unutmazsın. İçinden dersin ki: “Keşke yapmasaydı.”

Ama Allahu Teâlâ’nın affı öyle değildir. O affeder, bağışlar, setreder, sevap yazar, temizler…

Hiç olmamış gibi yapar. Çünkü O’nun mağfireti hakikîdir, sınırsızdır, lütfundandır.

إِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ

“Allah, tevbe edenleri sever.”

(Bakara: 222)

Bakınız, “Tevbe edenleri affeder” demiyor. “Sever” buyuruyor. Yani sadece affetmekle kalmaz; bir de onları sever. Namaz kılanı sever, oruç tutanı sever, müttakîyi sever…

Fakat burada özellikle tevbe edenleri sever buyurması, Allah’ın kullarının kendisine dönmeleriyle ne kadar hoşnut olduğunu gösterir.

Allah istiyor ki, kul kendisine gelsin, istiğfar etsin de ben onu affedeyim.

Kim böyle affetmeyi sever ki! İnsan affedince genelde unutmadan, kınayarak, içten içe buruklukla affeder. Ama Allah’ın mağfireti hakikî ve rahmet doludur.

Nitekim Rasûlullah şöyle dua ederdi:

اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي

“Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni de affet.”

Bu yalnızca af değil, affetmeyi sevmek, rahmet kapısını ardına kadar açmaktır. İkram eden sahî (سَخِيّ) olur ama, cevvad (جَوَّاد) olan ikram etmeyi öyle sever ki, ikram edebilmek için misafir arar. Allah’ın affı da böyledir. Tevbe eden kulunu bağışlamak için âdeta vesile arar.

Rasûlullah şöyle buyurdu:

“Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.”

(Buhârî, Daavât 4; Müslim, Tevbe 1)

Bir başka rivayette ise:

Birinizin tevbesinden dolayı Allah’ın sevinci, çölde yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini kaybedip ümidi kesince bir ağacın gölgesine uzanıp uyuyan, sonra ansızın devesini karşısında gören, yularına yapışan ve sevinçten ne dediğini bilmeyerek ‘Allahım! Sen benim kulumsun, ben de Senin Rabbinim’ diyen adamdan daha fazladır.” (Müslim, Tevbe 7)

Kul tevbe ettiğinde, âdeta kaybolmuş bir deve gibi helake giderken dönmüş olur. Allah Teâlâ’nın buna sevinci, rahmeti ve kabûlü sonsuzdur.

Yine Rasûlullah buyurur:

“Eğer siz hiç günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi helâk eder, yerinize günah işleyip ardından tevbe eden kullar yaratırdı.”

(Müslim, Tevbe 9)

Demek ki Allah Teâlâ affetmeyi sever, rahmeti affa meyillidir.

Zira:

وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللّٰهُ

“Allah’tan başka günahları kim bağışlar?” (Âl-i İmrân: 135)

Bu ifade, hem Allah’ın mağfiretinin genişliğini hem de kulun yalnızca O’na yönelmesi gerektiğini beyan eder. Başka hiçbir kapıya gitme! Başka sığınak arama! Allah seni başka kapıya bırakmaz. Yeter ki tevbe ile O’na dön.

Kulun tevbesi, aslında bir halin lisanıdır. O lisan-ı hâl şunu der:

“Ben günah işledim, ama senden başka affedecek kimsem yok. Sana sığınıyorum.” Ve Allah Teâlâ da buyurur: Kul bana böyle inanıyorsa, ben de ona o niyet ve yakin üzere muamele ederim.”

وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ

“Hem onlar, işledikleri günah üzerinde, bile bile ısrar da etmezler.”

(Âl-i İmrân: 135)

Yani gerçek tevbe, bile bile israrda bulunmamak, tevbenin ardından tekrar günaha dönerse de, yine Allah’a dönmekten vazgeçmemektir.

Nitekim Resûlullah şöyle buyurur:

«مَا أَصَرَّ مَنْ اسْتَغْفَرَ، وَإِنْ عَادَ فِي الْيَوْمِ سَبْعِينَ مَرَّةً»

“Kim istiğfar ederse, (günahına) ısrar etmiş sayılmaz. O gün içinde yetmiş defa aynı günaha dönse bile.” (Ebû Dâvûd, Sünen 1514)

Tevbe kapısı her zaman açıktır.

Çünkü Allah Tevvâb’dır, Gafûr’dur, Rahîm’dir. Kullarına düşen ise, başka hiçbir kapıya yönelmeden yalnızca O’na sığınmak ve O’nun affını ummaktır.

Özet:

  • Günahın Affı Yalnız Allah’ındır: Günahların affı yalnızca Allah’a aittir. Başka hiçbir varlık veya şahıs günahları affedemez. Hristiyanların İsa’nın günahları affettiği inancı veya papazların günah bağışlaması gibi inançlar yanlıştır.
  • Allah’ın Rahmetine Sığınmak: Günah işleyen kişi, Allah’ın rahmetine sığınmalıdır. Allah’tan başka hiçbir varlık, günahkârı Allah’ın azabından koruyamaz.
  • Tövbe ve İstiğfar: Allah, tövbe edenleri sever ve affeder. Tövbe, günahkârın Allah’a dönmesi ve affını talep etmesidir. Allah, tövbe eden kullarını affetmeyi sever.
  • Allah’ın Affediciliği: Allah’ın affediciliği, insanların affediciliğinden çok daha üstündür. İnsanlar affetseler bile, unutmazlar. Ancak Allah, tövbe eden kullarını tamamen affeder.
  • Tövbenin Kabulü: Allah, tövbe eden kullarını büyük bir ferahlıkla karşılar. Tövbe eden kul, kaybolmuş bir devenin bulunması gibi Allah’a döner ve bu, Allah’ı çok sevindirir.
  • Günah ve Tövbenin Önemi: Eğer insanlar günah işlemeseydi, Allah onları helak eder ve yerine günah işleyip tövbe eden kullar yaratırdı. Bu, Allah’ın affediciliğinin ve tövbenin önemini gösterir.
  • İstiğfarın Gücü: İstiğfar eden kişi, günahında ısrar etmemiş demektir. Bir günde 70 defa bile aynı günahı işlese, tövbe eden kişi affedilir.

Bunlara da bakabilirsiniz

Allah Yolunda Harcanan Her Şey Kat Kat Büyür!

Allah yolunda feda edilen her şey bekaya mazhar olur ve Allah onu kat kat fazlasıyla …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir