“De ki: Her şeyin melekûtu kimin elindedir?”
قُلْ مَنْ بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ
Allah, Resulüne dedi ki: “Bunu söyleyerek kafiri ilzam eyle, vücut ve vahdaniyetini bununla ispat et.” Kafir bu sorunun cevabında “Allah” demek zorundadır.
Melekût Nedir?
Bu kelime mülkle lügat olarak aynı kökten gelir. Yalnız melekût kelimesi mübalağalı bir sîgadır. Mülk-melekut yani cebr-ceberut demek gibi..
Melekût da bir mülktür. Mülk; onun mutasarrıfı (sahibi) olmak, onda tasarruf etmek demektir. Saltanat, otorite, hüküm, devlet manasındadır. Onun için devlete mülk, devletin sahibine melik denir. Melekût kelimesi kısaca mülk-ü tâm olarak tarif edilir. Bu da tamamen malik olmak, tam bir mülkiyetle ona sahip olmak demektir.
İnsanlar birisinin elinde bir şey gördüğünde onu, ona mâlik zannedebilir. Mesela insan “Bu vücut benimdir” der. Halbuki vücudunu ne kendisi var etmiştir ne de kendisi idare ediyordur. İnsan istemediği halde hasta olur, ölür. Demek ki bu zahir olarak mülk cihetinde bir vehimdir, hakiki mülk değildir. Sende başkası tasarruf ediyorsa o melekût onundur, mâliki odur.
Üstad Hazretleri burada diyor ki:
Mülk Allah’ındır ancak melekut diye ifade ettiğinde orada göstermek istediği şey, zahiri ciheti değildir. Bâtınî cihetle onu tam mülkle tutan, asıl dizgini elinde olan demektir. Melekût kiminse mülk onundur.
Mülk, eşya yaratıldıktan, vücuda geldikten sonra bizim algıladığımız taraftır. Bu mülk, Allah’ındır.
Allahu Teala eşyada tasarruf etmesine bizim baktığımız cânibten değil iç taraftan yani bâtınından bakılması gerekir. O şeyi Allah yarattıktan sonra o var olur. Mesela ağacı gördüğümüzde “Bu ağaçtır” dediğimizde kendi baktığımız cânibten bu mülktür. Ama bir ağaç var da Allahu Teala onun üzerinde tasarruf ediyor, onu yaratıyor değildir ki! Allah onu yarattıktan ve onda tasarruf ettikten sonra sen onu ağaç olarak görüyorsun. O ağaç sonradan var oluyor. O halde Cenab-ı Hakk’a bakan tarafı melekuttur.
Kudret-i ilahiye mülk cihetine değil melekut cihetine taalluk eder. Mülk cihetine taalluk etmez demek haşa Allah’ın tasarrufu haricinde demek değildir. Allah’ın kudreti taalluk ettikten, kudreti iş gördükten sonra o şey var olur. Dolayısıyla mülk tabiki Allah’ındır, kudretinin tasarrufu altındadır. Ama tasarruf ettikten sonra ona mülk denir. Hâlık, halk ettikten sonra mahluk vücuda gelir. Bir mahluk var da Allahu Teala onu sonradan halk ediyor değildir.
Daha iyi anlaşılması için şu misali verebiliriz:
Bir masa var, boya var. Ben boyayı alıp masayı boyuyorum. Masayı yapan adam ise yokken o masayı yapıyor. İşte onun tasarrufu melekuttur.
Mülk cihetinde bize bakan cihetten zahiren güzel-çirkin, büyük-küçük, hayır-şer gözükür. Melekut cihetine baktığımızda ise bunların hepsi o şeyin yaratılmasıyla sonradan hâsıl olan itibari şeylerdir. Her şey melekûtu cihetiyle şeffaftır. Hiçbir hüviyeti, hiçbir özelliği yoktur. Aynanın şeffaf yüzü veya ressamın boş tuvali gibidir. O bembeyaz tuvalin üzerine bir şey yaptıktan sonra artık o şey ortaya çıkar. Büyüklük, hüviyet, renk vb. algılar o şeyi yaptıktan sonra hâsıl olur. Sen bunu gördükten sonra “Bu çiçektir, ağaçtır vs.” dersin. İşte bu mülktür. Ressamın hükmü, tasarrufu ise melekuttur.
O halde diyebiliriz ki:
Her şeyde iki cihet vardır. Mesela aynanın iki tarafı vardır. Bir tarafı camdır karanlıktır, bir tarafı ise şeffaftır. Bize bakan yüzü karanlık taraf gibidir, mülk cihetidir. İsm-i zahirin cilvesi burada görünür. Diğer tarafı Cenab-ı Hakk’ın kudretinin nazar ettiği, taalluk ettiği cihettir ki o şeyin içi gibidir, ona ondan yakındır. İşte bu da ism-i bâtının cilvesidir, şeffat cihettir. Allahu Teala eşyayı mülk-ü tâm ile bu cihetinden tutmuştur.
İnsanların düştükleri en temel hata budur. Allahu Teala’yı sadece ism-i zâhir cilvesi ile düşünür, sadece ism-i zâhire nazar eder. “Ben nasıl bunu yapıyorsam Allahu Teala da bu alemi böyle yapıyor” diyerek kendine kıyas eder ve alemdeki zahiri algısına göre onun esma ve sıfatını anlamaya çalışır. İnsan ism-i bâtın cihetini , melekut cihetine kudretin taalluk ettiğini unuttuğunda hataya düşer ve der ki: “Güneş çok büyük, çiçek çok küçük. Bunu nasıl yapar?” Halbuki melekutunu düşünseydi büyüklük küçüklük diye bir şeyin olmadığını anlardı.
İsm-i zâhire göre Allahû Teala’nın birçok esması tezahür eder ama diğer esmayı da unutmamak gerekir. Bir kısım isme bakıp, sadece ona kasr-ı nazar edip diğer esma unutulursa dalalet olur. İsm-i zâhir itibariyle, mülk cihetiyle Cenab-ı Hakk’ın tasarrufatı arş-ı azamın fevkinden bütün alemi tutmuştur. İsm-i bâtın itibariyle de her şeye her şeyden yakındır. İsm-i zâhire göre bir meyveyi halk eden kudret; ağacı, toprağı, güneşi ve semâvatı da halk edendir. Bunların hepsini zabt eden bir kudretin bunlarda hükmettiğini anlar ve birçok esmayı ism-i zâhir cihetiyle buradan görürsün. İsm-i bâtın cihetiyle ise uzak-yakın, büyük-küçük diye bir şey yoktur. O şeye her şeyden daha yakındır.
“Her Şeyin Melekutu Allah’ın Elindedir” Ayeti Üzerine Özet
Melekut ve Mülk Kavramları:
- Melekut, mülk kavramının daha derin ve mübalağalı bir hali olarak tanımlanır.
- Mülk, bir şeyin dış dünyadaki varlığı ve görünümüdür; melekut ise o şeyin hakikati, batıni boyutudur.
Hakiki ve Zahiri Mülkiyet:
- İnsanlar bir şey üzerinde sahiplik iddia edebilir, ancak bu sadece zahiri bir mülkiyettir.
- Gerçek mülkiyet, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah’a aittir.
Melekûtun Tasarrufu:
- Melekut, Allah’ın mutlak otoritesini ve tasarrufunu ifade eder.
- Zahiren sahip görünen kişi, gerçekte tasarruf eden değildir; her şeyin hakiki malikiyeti Allah’tadır.
Melekûtun Şeffaflığı:
- Melekut, yaratılmış olan her şeyin özünde şeffaf ve saf bir yüzü temsil eder.
- Bu yön, Allah’ın kudretini ve yaratışındaki hikmeti açıkça gösterir.
İnsanın Algısı ve Hataları:
- İnsanlar genellikle sadece zahiri mülkü görerek Allah’ın kudretini anlamaya çalışır, ancak bu durum hatalara yol açar.
- Allah’ı yalnızca zahiri mülkle sınırlamak, melekutun derinliğini göz ardı etmeye neden olur.
Misal: Ressam ve Tuval:
- Ressamın beyaz bir tuvale resim yapması gibi, Allah da yarattığı her şeye kendi tasarrufu ile şekil verir.
- Ancak, tıpkı tuvaldeki resmin sonradan ortaya çıkması gibi, her şey Allah’ın yaratışı ve tasarrufu ile vücut bulur.
Melekut ve İsimlerin Tecellisi:
- Allah’ın isimlerinin tecellileri mülk ve melekut üzerinden görülür.
- Zahiri tarafta isim-i zâhir tecelli ederken, batıni tarafta isim-i bâtın hükmeder.
Her Şeye Yakınlık:
- Allah, isim-i bâtın yönüyle her şeye her şeyden daha yakındır.
- Bu, yaratılmışların boyutlarından, büyüklük veya küçüklük gibi niteliklerinden bağımsız bir hakikattir.
Zahiri ve Batıni Yönlerin Farkı:
- Her şeyin iki yönü vardır: Zahiri (dış görünüş) ve batıni (öz).
- İnsanlar genelde zahiri yönlere odaklanırken, batıni tarafın derinliğini kavrayamaz.
Kavramların Hayata Uygulanması:
- Melekûtun anlaşılması, Allah’ın kudretini ve tasarrufunu daha iyi kavramayı sağlar.
- Bu farkındalık, insanın olaylara ve varlıklara yaklaşımını derinleştirir.
Bu Çalışma Aşağıdaki Video Dersten Faydalanarak Hazırlanmıştır






