“Umum eşyada hususan zîhayat masnularda hikmetli bir kalıbdan çıkmış gibi her şeye bir miktar-ı muntazam ve bir suret, hikmetle verildiği ve o suret ve o miktarda maslahatlar ve faideler için eğri büğrü hududlar bulunması..” (Otuz Üçüncü Söz, On İkinci Pencere)
Bu tabiî bir sevkle, kuvvetlerin cebriyle olan bir olay değildir. Çünkü irade ve ihtiyarı gösteren farklılıklar vardır, o şekil içinde eğri büğrülükler vardır.
Mesela; kendi vücuduna baktığın zaman aynı şekilde ilerlemediğini görürsün. Kolun dirseğinden bileğine dümdüz gelirken, bilekten parmaklara ayrılır. Vücudun bir yerde düz şekildedir, ama başka yerde eğrilir, kafa kısmı yuvarlaktır, göz, kulak ve burun farklı şekillerdedir. Deri yüze geçirilmiştir ama göz için ayrı yer açılmıştır. Tüm bunlar bilerek yapılmıştır, tabiî değildir. Tabiî olsa bütün imkân ve ihtimaller birbirine eşit olurdu. Bu şuursuz zerreler kalıptan çıkmış gibi kendi kendine nasıl şekil değiştiriyor?
Mesela insan çimentoya şekil vermek isteyince nasıl şekil verir? “Haydi çimento şekil al!” dese olur mu? Çimentodaki zerreler şuursuzdur. Tabiî kanunlarla yapılır. Çimento zerrelerinin iradesi olmadığı için, kendi başlarına hareket edemezler ki burada dursunlar, şuraya yönelsinler, eğrilip büğrülsünler. Bunların şekil alması için maddi bir kalıp lazımdır. Çimentoyu bir kalıba dökersin ve şekil almasını sağlarsın.
Aynı şekilde her bir mevcutta aynı kalıptan çıkmış gibi muntazam bir suret vardır. Mesela insanlarda, bütün nev’i insana uygun ve ortak olarak ana, genel bir şekil vardır. O genel şeklin sınırları içinde her insana göre hususi bir şekil vardır. Onun içinde de o umumi azalarıyla, şekliyle beraber, bir de her azanın müstakil şekli vardır. Gözün ayrı, kaşın ayrı, kulağın ayrı şekli vardır. Bunlar yapılacaksa kalıba dökülmesi lazımdır.
Kalıp olsa deriz ki “Zerreler o kalıba tutundu, tabiî olarak o kuvvetler onu orada tuttu.” Evet, öyle kalıptan çıkmış gibi bir suret görünür, ama ortada kalıp yoktur. Kalıp varmış da zerreler oraya dökülmüş değildir.
Zerre düzeyinde baktığımızda o zerreler birbirleriyle birleşip hücreleri oluşturur. Hücrelerin her biri bir kalıba sahiptir. Hücre içindeki her bir hücre parçalarının da, ayrı bir kalıbı vardır. Hücreler birleşir, azalar oluşur. Azaların da ayrı bir kalıbı, bütün bedenlerin de ayrı bir kalıbı vardır. Her bir mevcudun ayrı bir şekli, sureti vardır.
Maddi bir kalıp yoksa ilmi bir kalıp var demektir. Çünkü orada şekil muhafaza edilir, zerreler yavaş yavaş birikerek belirli bir form içinde durur.
Bunu anlamak için çok fazla fen bilmeye gerek yoktur. Bunu en basit avam bile anlar. Kendi vücuduna baktığında; şu zerrelerin, etlerin nasıl bir arada durduğunun, şeklinin nasıl muhafaza edildiğinin kendi kendine olmayacağını anlarsın. Zamanla bu zerrelerin gidişi gelişi ile vücudun şekli biraz değişir ama ana şekli muhafaza edilir.
20 sene önce görüştüğün bir kimse seni gördüğünde tanır. “Yaşlanmışsın, biraz kilo almışsın veya zayıflamışsın” der ama ana şeklin, suretin muhafaza edilir. Tabiat denmesi için bir kalıp lazımdır. Şuursuz zerre bunu iradesi olmadığı için yapamaz. Onu cebredecek, tutacak bir engel lazımdır. Fakat bu engel yoktur.
O zaman ilmi bir kalıp vardır. O ilmi kalıp da kaderdir. İlmi kalıba “kader” denir. Demek ki her şey vücuda gelmeden evvel şekli, sureti, nereye gideceği bellidir ve bu her anda değiştirilir.
İlmi kalıp varsa, bir de bunun uygulaması var demektir. O ilmi kalıp kendi başına iş yapmaz, bunun başkası tarafından icra edilmesi lazımdır. Bunu ancak, her zerrenin kendi iradesine râm olduğu ve kudretinin tasarrufunda olduğu bir Zât tatbik edebilir. Kendi ilminde, o ilmî kalıba göre zerrâtı orada tutar. Bundan dolayı o zerrât dağılıp dökülmez.
سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰىۙ
“Rabbinin yüce ismini tesbih et” (Âla-1)
اَللّٰهُ الَّذ۪ي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا
“O Allah ki semayı direksiz yükseltti.” Râd Suresi-2
O yıldızların her birini kabzayı kudretinde tuttuğu gibi, her bir zerreyi de direksiz kayyûmiyetinde tutar. Bu şekillerde ve suretlerde görünür.
Müstakil bir suret verilmesi bir ilim ve ihtiyârı gösterir. Burada ise kader cihetindendir. Yani rastgele değildir, bir programla oraya sevk edilir, hâlden hâle değiştirilir. İlmi bir kalıpla, kudretle her zerre O’nun kayyumiyetinde durur. Kendi başına, serserice hareket eden bir zerre yoktur. Öyle olsa hepsi bozulur. Dökülmüyoruz, şeklimiz bozulmuyor, başka bir şeye yapışmıyoruz.
Mesela; biz de zerrattanız, elimizde tuttuğumuz bir bardak da zerrattan veya tuttuğumuz bir kitap da zerrattandır. Biz bir kitabı tutunca, elimiz ve kitab birbirinden ayrı ayrı zerreler olduğu halde tutarken nasıl elimiz kitaba yapışmıyor? Nasıl kitabın zerrelerine bulaşmıyoruz?
Çamurdan bir şeyle uğraşırken orada elin çamur oluyor. Peki nasıl bu âlemin bir kısmı birbirine yapışık dururken, diğerleri ile birleşmez, diğerlerinden ayrı durur?
Kalıptan çıkmış gibi ama ortada kalıp yoktur. Çünkü Allah Teala kalıpsız şekillendirir, direksiz durdurur, maddesiz halk eder, müddetsiz yapar.
Hulâsa Olarak:
- İnsan Vücudundaki Şekil ve Düzen
- İnsan vücudundaki şekil ve düzenin, eğri büğrü hatları ve farklılıkları, tabiatın şuursuz hareketiyle değil, bir irade ve ilimle yapıldığını gösterir. (Başlangıç)
- Şuursuz Zerrelerin Şekil Verememesi
- Şuursuz zerrelerin kendi iradeleriyle şekil veremeyeceği, bir düzen ve şekil oluşturabilmeleri için bir iradeye ve plana tabi olmaları gerektiği ifade edilir. (Orta Kısım)
- Kalıp ve İlmî Kalıp Kavramı
- Maddi bir kalıp olmamasına rağmen, tüm varlıkların düzenli bir şekilde var olmaları, ilmi bir kalıbın varlığını ve bu kalıbın kader olduğunu gösterir. (Orta Kısım)
- Zamanla Değişim ve Şeklin Korunması
- İnsan bedenindeki hücrelerin zamanla değişmesine rağmen ana şeklin korunması, kaderin ilmi bir kalıp olduğunun bir diğer delilidir. (Orta Kısım)
- Tabiat Teorisine Eleştiri
- Tabiat teorisiyle şekil ve düzenin açıklanamayacağı, şuursuz zerrelerin bu düzeni sağlayamayacağı belirtilir. Düzenin kaynağı ilahi bir kudrettir. (Orta Kısım)
- Her Zerrenin İlahi Kudrete Tabi Olması
- Her zerre, ilahi kudretin tasarrufundadır. Kendi başına hareket eden hiçbir zerre yoktur; tümü Allah’ın iradesine ve ilmi kalıbına göre hareket eder. (Son Kısım)
- Evrenin İlahi Kudretle Ayakta Durması
- Yıldızların gökte durması ve tüm varlıkların şekil alması gibi olaylar, Allah’ın kayyumiyetine dayalıdır; rastgele oluşmaz. (Son Kısım)
- Maddesiz ve Müddetsiz Yaratma
- Allah’ın yaratma kudreti, maddesiz ve müddetsiz bir şekilde varlıkları şekillendirmesini sağlar. Her şey, O’nun ilmi ve kudretiyle düzenlenir. (Son Kısım)
Bu Çalışma Aşağıdaki Videodan Faydalanarak Hazırlanmıştır






