بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Suâl: Üstad Bediüzzaman ”Medenilere Galebe Çalmak İkna İledir?” Lafzı İle Neyi Kastediyor?
Cevap: Bu söz, Bakara Sûresi’nin 256. âyet-i kerîmesi olan
“لَآ إِكْرَاهَ فِى ٱلدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشْدُ مِنَ ٱلْغَىِّ”
âyetinin tefsiri içinde geçer. Kur’ân, dinin temelini akıl ve iknâ üzerine kurmuştur. Bu, Kur’ân’ın bürhanî yönüdür.
Üstad burada “medenî” derken, Avrupa’daki bir tayfayı değil, akıl ve hikmetle hareket eden insanı kasteder. Bu insanlara karşı iknâ, delil, hikmetle ve beyan yoluyla yaklaşılır. Çünkü hak kendisine beyan edildiğinde kabul eder.
Ancak hak kendisine açıkça tebliğ edildiği hâlde inkârda direnen, kibirlenen, zulmeden kimseler, cihâdın muhatabıdır.
Ebû Bekir radıyallahu anh, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in davetine kulak verdi. Çünkü medenî idi.
Ebû Cehil, hak kendisine tebeyyün ettiği hâlde reddetti. Çünkü bedevî idi. Ona anlatmakla değil, Bedir’de karşılık verildi.
Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân, hakkı güneş gibi beyan etmiştir. Onu dinleyip hâlâ kabul etmeyen kimseye, artık “medenî” denmez.
Kendi dinine, Kur’ân’a iman eden bir kimse,
“Bu adam medenîdir ama yine de kabul edemedi” diyorsa, o kendi dininden şüphe ediyor demektir. Çünkü Kur’ân, beyânını açık yapmıştır. Güneşten daha açık bir nurla, hakkı ilân etmiştir. Kabul etmeyen, ancak nefsî perdeleriyle yüz çevirmiştir.
Bu makale Soru – Cevap Derslerinin 4. Dersinden alınmıştır. Dersin Orijinal Youtube Linki: Fetö, Risale-i Nur’u Kendisine Kılavuz Mu Yaptı ? | Soru – Cevap 4. Bölüm
Soru-Cevap Derslerinin Tamamı İçin






