DUYURULAR

Mana-yı Harfi İle Tarz-ı Nazar Arasındaki Fark Nedir?

 بِسْمِه سُبْحَانَهُ

Suâl: Mana-yı Harfi İle Tarz-ı Nazar Arasındaki Fark Nedir?

Cevap: Risale-i Nur’a mâna-yı harfî ile bakmak, onda doğrudan temessül eden Kur’ân’ı görmek niyetiyle okumaktır. Çünkü Kur’ân kendisine talip olmayana malını vermez. Müşteri olmayana satmaz. Müstagnîdir, talep eden alır.

Bu, Üstad’ın daima söylediği şeydir. Hafızlar için dua ederken diyor ki:

“Ya Rabbi! Bunları kıyamete kadar Risale-i Nur kisvesinde hakaik-i imaniye ve esrar-ı Kur’aniye ile kemâl-i ferah ve sevinçle meşgul eyle.”

Risale-i Nur burada kisvedir. Mânevî bir elbisedir. Elbisemi değiştirsem ben değişmem; yine benim. Risale de Kur’ân’ın mânâsıdır. O bir kisvedir. Kabirde de bu Kur’ân’la meşguliyet devam eder. Çünkü Kur’ân ebedîdir. Diğer her şey kabrin kapısında kalır. Devam eden yalnız Kur’ân’dır.

Risale-i Nur kisvedir. Hakikat-i Kur’âniyedir. Ondan koparılmaz. Onun için Risale-i Nur’un inkişafı için, onu Kur’ân’a bağlamak, Kur’ân nazarıyla bakmak lazımdır.

Üstadın “Kırk senelik ömrümde, otuz senelik tahsilimde dört kelime, dört kelâm öğrendim” dediği kelimelerden biri nazar, diğerleri ise mâna-yı harfî ve mâna-yı ismîdir. Bu kelimeler, Risale-i Nur’un mânâ ikliminde en temel bakış açılarını tayin eder.

Burada bahsedilen nazar ile mâna-yı harfî arasında derin bir münasebet vardır. Fakat farkları da vardır. Nazar meselesinde asıl fark, tarz-ı nazardır. Yani bakışın yönü, maksadı ve çerçevesidir. Mâna-yı harfî de bir nazar tarzıdır fakat yalnızca bir yönüdür. Bu bağlamda Üstad’ın eski eserlerinde, bilhassa Sünuhat ve Lem’alarda geçen ifade mühimdir: Tarz-ı nazar ikidir: Biri zulmettar, biri ziyâdar.

Zulmetli nazar, yalnız akılla, ispata, delile dayalı gidilen, bir tarafane muhakeme ile yapılan bakıştır. İspatçılık esaslı bir nazardır. Her meseleyi akıl süzgecinden geçirir; her delili tek başına yargılar. Bu nazarla yürüyen kişi, suyu dağın eteklerinden yukarıya doğru çıkarak tadmaya çalışan kimse gibidir. Her zaman eline safî su geçmez. Şüphe ve tereddütten tam manasıyla kurtulamaz.

Ziyâlı nazar ise iman nazarıdır. Bu nazarla bakan kimse, dağın zirvesinde suyu içmiştir; oradaki yakînî imanı sayesinde gördüğü her pınarda o suyun zevkini tanır. Tefekkürüyle nûru artar, şüpheye düşmez. İmanı delile tâbi değil, deliller imana tâbidir. Bu kişi, her delili bir te’yid, bir izah vesilesi olarak görür.

Zulmetli nazarın diğer bir ciheti ise şudur:

Tek bir delile zihni inhisar ettirir. Meseleyi yalnız o delille anlamaya çalışır. Hâlbuki hakikatlerin pek çok delili vardır. Her delil, tek başına müddeayı bütün yönleriyle ispat etmeyebilir. Bu sefer, o kişi tereddütten kurtulamaz.

Üstad bir misalle anlatır:

Bir kalenin yüz kapısı olsa, doksan dokuzu açık, biri kapalı olsa; insan o kaleye girer. Ama bu nazar tarzında olan kişi, sadece o kapalıya bakar, “giremiyorum” der. Halbuki içeri girip içeriden o kapıyı da açabilir. Fakat o, her delilde müddeânın tamamını arar. Bu da tarz-ı nazarın bir bozulmasıdır.

İman nazarı ise cemî’ delillere birden bakar. Külliyetle nazar eder. Her delili yerli yerine koyar. Meseleyi parçalamaz, birleştirir. Zihni küllîleşir. Bu nazar ile bakıldığında her şey yerli yerine oturur.

ÖZET:

  • Risale-i Nur’a mâna-yı harfî ile bakmak, onu Kur’ân’ın bir mânâ tecellisi olarak görerek, doğrudan Kur’ân’dan feyiz alma niyetiyle okumaktır.
  • Kur’ân, talip olmayana vermez; müşteri olmayana satmaz. Talep eden alır, kalbini açan istifade eder.
  • Risale-i Nur bir kisvedir, yani Kur’ân hakikatlerinin mânevî bir elbisesidir. Elbise değişse de hakikat bâkî kalır.
  • Kabirde bile Kur’ân’la meşguliyet devam eder; çünkü Kur’ân ebedîdir, diğer her şey fânidir.
  • Risale-i Nur, Risale olarak değil, içinde taşıdığı hakikat-i Kur’âniye ile ebediyete açılır.
  • Risale’nin inkişafı için onu Kur’ân’a bağlamak ve Kur’ân nazarıyla okumak gerekir.
  • Üstad’ın “kırk senede dört kelime” dediği esaslardan biri nazar, diğerleri mâna-yı harfî ve mâna-yı ismîdir.
  • Tarz-ı nazar, yani bakışın yönü, niyeti ve çerçevesi meseleyi şekillendirir. Mâna-yı harfî, bu tarzın bir şeklidir.
  • Zulmetli nazar, yalnız akla, ispata ve tekil delillere dayanan, şüphe ve tereddüde açık bir bakış tarzıdır.
  • Ziyâlı nazar, imanla bakan, delilleri destekleyici ve açıklayıcı olarak gören, şüpheye kapılmayan bir nazardır.
  • Zulmetli nazar, tek bir delile takılı kalır, meseleye dar bir çerçevede yaklaşır ve hakikati ıskalayabilir.
  • Üstad’ın misaliyle, bir kalenin 99 kapısı açık, biri kapalıysa; akıllı kişi girer. Ama bu nazar, sadece kapalıya bakar.
  • İman nazarı, bütün delillere küllî olarak bakar; parçalamaz, birleştirir; zihni müstakim ve nurlu kılar.

Bu makale Soru – Cevap Derslerinin 5. Dersinden alınmıştır. Dersin Orijinal Youtube Linki: Risale-i Nur’u Okurken Anlayabilmek İçin Yapılması Gerekenler Nelerdir ? | Soru – Cevap 5. Bölüm

Soru Cevap Derslerinin Tamamı İçin :

Bunlara da bakabilirsiniz

Risale-i Nur’u Anlamak İçin Nasıl Okunmalıdır?  Risale-i Nur’a Mana-yı Harfi İle Nasıl Bakılır?

 بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ Suâl: Risale-i Nur’u Anlamak İçin Nasıl Okunmalıdır? Risale-i Nur’a Mana-yı Harfi İle Nasıl …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir