بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Suâl: Âlem-i İslam’da Kur’an Talim Ediliyor Mu ?
Cevap: “Kur’ân’dan niye uzak olalım ki? Kur’ân okunuyor işte!” deniliyor. Ancak Kur’ân sadece yüzünden okunuyor.
Mekteplerimizde Kur’ân ve Hadîs’in mânâsı, tedrîsi, tahkîkiyle ilgili dersler var mı?
Yok.
Şer‘î medreselerde Kur’ân dersleri var mı?
Yok. Oralarda sarf ve nahiv gibi Arapça eserler okutulur. Arapça ilmi bitirildikten sonra, Arapçayı çözmek maksadıyla tefsirden veya diğer eserlerden bazı parçalar okunur. Fakat ciddi mânâda bir Kur’ân dersi yoktur. Talebe Arap ilimlerini bitirir, icâzetini alır, fakat gerçekten Kur’ân tedris edildi diyebileceğimiz bir ders yoktur.
Risale-i Nur medreselerinde var mı?
Yok.
Tarikatlarda var mı?
Yok. Ledünnî ilim lazımdır, kalbini tasfiye et denilip geçilmektedir. Kuran-ı Kerim yüzlerce kitap arasında gölgede kalmaktadır.
Halbuki Kur’ân-ı Azîmüşşân ne diyor?
المٓ ذَٰلِكَ الْكِتَابُ
“İşte kitap budur.”
Peki İlâhiyat fakültelerinde Kur’ân ve Hadîs dersi var mı?
Tefsir dersi var, ama; Tefsir nedir? Tefsir usûlü nedir? Müfessir kime denir? Nasıl tefsir yapılır? Bunlar okutuluyor, alet ilmi okutuluyor ama tefsirin kendisi öğretilmiyor. Âyetler tefsir edilip, doğrudan Kur’ân öğretilmiyor.
Hadîs ilmi nedir? Muhaddis kime denir? Hadîsin kısımları nedir? Bunlar açıklanıyor fakat bizzat Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadîslerinin talimi yoktur.
Maalesef, camilerimizde de yoktur. Camiler daha umûmî olduğu için, bir derece cemaat veya tarikatların husûsî gölgesine fazla girmemiştir. Bu noktada biraz daha müstakil gibi. Ama yine de Kur’ân ve Hadîs bütünleştiricidir. Camilerde bu biraz daha görünür. Orada da suya sabuna dokunmayan, birkaç temel güzel ahlâk, fazîlet, merhamet gibi konular ele alınır. Gerçek anlamıyla Kur’ân ve Hadîs’in talimi yoktur.
Çoğu kimseler şunu diyor:
“Bir tane cami bulamıyoruz, gidip Kur’ân, Hadîs dersi dinleyelim.”
Camilerimizde doğrudan Kur’ân ve Hadîs ile muhatap olunmuyor. Buna uzun zamandır izin verilmiyor. Ama biz bunu kıracağız. Herkes bulunduğu yerde bunu yapsın. Herkes kapısının önünü temizlese, sokaklar tertemiz olur.
Allah için söylüyorum: Gayrete gelelim. Nazarımızı Kur’ân’a, Hadîs’e çevirelim.
Risale-i Nur da, tarikatlar da, şeyhler de, hocalar da ancak Kur’ân’ı dinlemek için birer aynadır o kadar. Ne inkâr edelim, ne de ifrat edelim. Ayna muhafaza edilmeli. Çünkü sana o hakikat onunla geliyor. Ama sadece ayna olarak.
Üstad diyor ya:
“Ne Hasan Ağa, ne Haso. Hasan.” Yani ne laubali ol, ne de inkâr et. Ne haddinden fazla meth-ü sena, ne de itibarsızlaştırma. Orta yolu gözet!
Bunu diyeceğiz, buna alışacağız. Şahısların tezkiyesini, methini bırakacağız. Elbette seveceğiz ama Allah için. Kur’ân’a hizmet ediyorsa, sana Kur’ân’ın dersini öğretiyorsa, bu zaten yeterince bir hürmet sebebidir. Allah için olan muhabbet kâfidir.
Doğru söylüyorsa “doğru” deriz. Yanlış söylüyorsa da şefkat ederiz, “yanlış” deriz. Ama yanlış söylüyor diye hemen mahkûm etmek, silip atmak da olmaz. Mü’min, mü’minde bir hata görürse onun ıslahına çalışır.
Fakat bu, muhabbetin kırılmasını gerektirmez. Çünkü Allah için olmayan muhabbet, bir gün yıkılır. Sevdiği zata evliya, kutb-u a‘zam diyen adam, ufak bir hata gördüğünde tamamen yıkıma uğruyor. Bu faydalı bir muhabbet değildir.
Allah için muhabbet, daha güçlüdür, daha kalıcıdır. Allah için sevelim. Kendimizi de, bizi Allah için sevenleri de sevelim. Yoksa şahsımız için sevenleri sevmeyelim.
Üstad’ın dediği gibi:
“Ben, beni sevmiyorum. Ben beni beğenmiyorum. Beni beğenenleri de beğenmiyorum.”
Herkes de buna razı olsun. Aklı başında olan bir kimse, Allah için kendisini sevmeyenin muhabbetine kıymet vermez. Çünkü o hayalî birini seviyor. O muhabbet, gerçek sevgi değildir.
Bu makale Soru – Cevap Derslerinin 2. Dersinden alınmıştır. Dersin Orijinal Youtube Linki: Günümüz Şer’i Ve Nur Medreselerine En Mühim Bir Çağrı | Soru – Cevap 2. Bölüm
Soru Cevap Derslerinin Tamamı İçin






